Sınır Kavramı Üzerine Düşünmek

Öncelikle en bilindik anlamını tanımlayalım. ‘İki objeyi veya alanı birbirinden ayırmak için kullanılan fiziksel ya da sanal çizgi.’ Bu tanım ilk akla gelen ve somut bir karşılığı olan tanımdır. Bunun üzerinden düşünmeye devam edelim. Peki, sınırları kim ve neden çiziyor? Başka bir soru daha, sınırların olması ülkeler arasındaki savaşların başlamasında ve iç kargaşaların çıkmasında ne kadar etkili? Bu sorular ile birlikte aklımı en fazla kurcalayan soru şu: ‘Acaba sınırlar olmasa ne olurdu?’ Yani tüm bu savaşlar yaşanır mıydı? Ortadoğu yine ateşin içinde olur muydu? Milletler özerklik istemek zorunda kalır mıydı? Ya da Balkan savaşları  bu kadar şiddetli olur muydu? ‘Sınır’ kavramının mahiyetini kavrayabilirsek sınırların bir tabu olduğunu anlayabiliriz diye düşünüyorum.

Tabu kelimesinin anlamı (kişisel bir tanım) insanın kendi (her insana göre değişkenlik gösterebilir) zihninde çizdiği sınırlardır. Küçük bir çocuğun eline sopa alıp, karşısındaki çocuk ile arasına çizgi çekip ‘bu taraf benim, bu çizginin karşısına geçemezsin!’ demesi ne ise tabu da onu ifade ediyor. Mesela önyargılı olduğumuz insanların kitapları bizim için tabudur. Onlar ile aramıza bir çizgi çizeriz ve onlara el sürmeyiz. Ancak burada ilginç bir durum çıkıyor karşımıza. Çizgi genellikle tek bir tarafın isteği ile çekiliyor. Tabuyu bir kişi eline alıp oluşturuyor. Çizginin karşısındaki cansız bir kitap değilse ya da karşıdaki çocuk da eline bir sopa alıp başka bir çizgi çizerse ne olacak?

İşte tüm problem burada başlıyor. Her iki taraf (iki ve üzeri) da başka bir çizgi çizmek istiyor ve bu çizgiler çakışıyor. Taraflar kafalarındaki tabuları gerçekmiş gibi algılayıp beliirli sınırlar koyuyorlar. Peki bu tabular nasıl yıkılır? Taraflardan birinin üstün gelmesiyle mi? Hayır, çünkü tüm bunlar arada yeni bir sınır olan ‘akit’ kavramını ortaya çıkaracaktır. Yani yenilen taraf zorunlu olarak bir anlaşmaya imza atacak ya da anlaşan iki taraf ortak yeni kurallar ve sınırlar belirleyip başka bir anlaşmaya imza atacaklardır. Bu tabuların yıkılması değil güçlenmesi anlamına gelir. Tabunun yıkılması ancak sınırların kaldırılması ile mümkündür. Peki bu nasıl mümkün olacak? Asıl sorumuz bu. Ancak buna ulaşmak için ‘akit’ ile ilgili kaldığımız bölüm üzerinden devam edelim.

‘Akit’, ‘sınır’, ‘özel mülkiyet’ arasında yakn bir bağ vardır. İnsanlar arasındaki eşitsizliğin temel sebebi  (jjr) özel mülkiyet anlayışının ortaya çıkmasıdır. Yerleşik düzene geçmeden önce anaerkil bir toplum vardı. Özellikle avcı toplayıcı dönemde bunu çok daha iyi görebiliriz.Yerleşik düzen olmadığı için hiç bir sınır mevcut değildi. Baba avcılık yapar, kadın toplayıcılık yapardı. Çocuk annenin nezareti altındaydı. Hatta bu dönemde cinsel sınır da yoktu. Babanın sabit bir barınağı yoktu ve bir çok kadın ile ilişkiye girebiliyordu. Çocuk doğduğu zaman babası da belli olmadığı için çocuğu sahiplenmiyordu. Bunun için çocuğun yetiştirilmesinden anne sorumluydu ve bu döneme anaerkil dönem deniyordu. Ta ki insanlar yerleşik düzene geçene kadar bu böyle devam etti.

psychology-2422442_960_720

İnsanlar yerleşik hayata geçince sabit barınaklar ve tarım yapacakları araziler ( tarla) elde etmeye başladılar. Yani ‘özel mülk’ anlayışı ortaya çıkmış oldu. Anaerkil dönemin sonrasını bu şekilde tanımlayabiliriz: Çocuğun sahibi anne bir barınakta ikamet ediyor ve tarım yapıyor. Yanındaki başka bir barınakta da başka bir anne çocuğu ile birlikte kalıyor. Ancak barınakların sabit olması nedeni ile güvenlik ihtiyacı doğuyor. Kadın fiziksel olarak güçsüz bir yapıya sahip olduğu için tek başına barınağını ve çocuğunu koruyamıyor. Burada baba devreye giriyor. Çocuğu ve barınağı tarla ile korumaya başlıyor. Tabi yanındaki barınağı da başka bir baba koruyor. Ancak araziler birbirine yakın ve temas ediyor. Bunun için araya bir sınır çizilmiş oluyor. Özel mülkiyet sahipleri ailelerini güvence altına almak için araya ilk defa bir sınır koyuyorlar. Tabi baba da sabit bir ikamete yerleşmiş oluyor. Tek eşlilik de yerleşik düzen ile beraber  başlıyor. Baba; anneyi, evi, çocuğu ve tarlayı sahipleniyor. Anaerkil dönemden ataerkil döneme geçilmiş oluyor.

Bu düzen aynı şekilde devletler bazında da devam ediyor. Yakın iki devler aralarına sınır çiziyor. Çoğu zaman fiziksel anlamda bir sınır mevcut değil. Ancak tabular zihinlerde oluşturulduktan sonra sınır çizmeye gerek bile yok. Bu iki devlet sınırlarını güvence altına almak için ‘akit’ imzalıyorlar. Burada başka bir durum daha ortaya çıkıyor: ‘ Toplum Sözleşmesi.’ Yani halk ve devler arasında bir anlaşma, bir ‘akit’. Çünkü yavaş yavaş devletler kurulmaya başlanıyor ve devlet meşruiyetini içerisinden, halktan alıyor. İlk akit ile ikinci akit biraz farklı. Akit  de aslında sınır demek oluyor. Belli normlar yani sınırlar içeren bir yapıya sahip. Kavramsal olarak ‘tarafların bir şeyler kaybetmek sureti ile birşeyleri hak kazanması için kabul ettiği normlar bütünü.’

Devletler arası imzalanan akit ikş tarafın kazandığı haklar ile verdiği tavizleri içeriyor. Bu anlaşmanın en önemli maddeleri ‘sınır’lar üzerinde duruyor. İki devler harita üzerinde suni sınırlar çiziyor ve onu geçmemeyi vaad ediyor. Güçlü olan taraf adına kaybedilen maddeler olmayabiliyor. Ancak anlaşmanın maddelerinin kendileri en büyük sınırı oluşturuyor. Normlar kişilere yapabilecekleri ve yapamayacaklarını söyler. İkinci akite geçmeden önce buradaki bir kaç garip durumdan bahsetmek istiyorum. Devlet… Sanırım ‘sınır’ kavramını iyice anlamak için ‘devleti’ anlamak gerekiyor. Şimdilik kavramsal bir düşünmeye gitmeden Halk- Devlet ilişkisine bakalım. ‘Savaşı devletler ilan eder ama halk yapar.’ Evet nerede ise tüm savaşlar sınır tartışması üzerinden yürür.  Devlet ideolojisine göre savaş ilan eder. Ancak halk savaşır. Savaş sonunda devlet, halkı için yeni sınırlar oluşturur. İlki iki devlet arasında anlaşmaya konu olan sınırlar. Diğeri anlaşmanın maddelerinin kendileri. Burada dikkat edilecek olursa devletler arasındaki sorunların kaynağında ‘sınır’ kavramı yatarken, sorunların yansımaları karar verici mekanizma olmayan halkı etkiler.

Şimdi gelelim ikinci ‘akit’ kavramına. Toplum sözleşmesi…

J.J. Rousseau’dan alıntı ile bahsedersek; Toplum sözleşmesi: Halk ile devler arasında imzalandığı kabul edilen anlaşmadır. Aynı anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçerken ailelik müessesinni kurulması gibi devletlerin kurulması aşamasında da benzerlikler yaşanmıştır. Halkın kurulan diğer devletlere karşı bir korunma ihtiyacı doğdu. Çünkü sınır hattındaki devletler başta olmak üzere tehdit oluşturuyordu. Bunun dışında halk giderek kalabalıklaşıyordu ve kendi aralarındaki problemi halledememeye başlamışlardı.İşte tam da bu noktada toplum sözleşmesi doğdu. Topluluktan topluma geçiş aşamasında ‘özel mülkiyetin’ de ortaya çıkması ile birlikte halkta ‘ Adalet ve Güvenlik’ ihtiyacı yoğun bir şekilde hissediliyordu.  İşte burada ‘Devlet’ dediğimiz mekanizma ortaya çıktı. Kısacası devlet: ‘ siz özgürlüğünüzü bana ipotek ettirin, koyduğum bazı kurallara (sınırlama) riayet edin, benim kullarım olun ben de sizin adalet ve güvenlik ihtiyacınızı karşılayayım’ dedi. Halk da içinden çıkılmaz bir durumda olduğu için yani zorunlu bir sonuç olarak oratya çıkan devlet mekanizmasını adalet ve güvenlik ihtiyacını tesis etmek için kabul etti. Biz buna ‘ Toplum Sözleşmesi’ diyoruz. Halkın zihinsel ve fiziksel bazı sınırları kabul ederek adalet ve güvenliği satın alması. Yazılı olmayan ancak devlet ve toplum arasında sürece yayılan ve ön kabul yolu ile onaylandığı farz edilen anlaşma (akit) toplum sözleşmesidir.

crown-of-thorns-2773399_960_720

Avcı-toplayıcı dönemde barınakları dahi yerleşik olmayan kişiler modern dönem öncesi oldukları için gelişmemişlerdi. Hiç bir sınırda söz konusu değildi. Toprak ve doğa ile iç içe olan bu dönem insanı hak ve özgürlükler bakımından insanı bir sınırlamaya tabii değildi. Çünkü ‘hak’ dediğimiz kavramın kendisi bile sınırlamalar bütünüdür. Birileri tarafından sana yapabileceklerinin sınırı çizilir. Bunların adına ‘hak’ denir. Bir çok insanın yaşam mücadelesinin temelinde bu hak ve özgürlikler vardır. Ya bize hak olarak tanımlanan sınırların dışında kalan yasaklı alan? Kim ve neden orayı bize yasaklıyor? David Harvey ‘özgürlük’ için şu tanımı yapıyor: ‘Demir parmaklık.’ Aslında tam da anlatmak istediğim şey bu işte. Kim, neden, ne hakla ve nasıl bize bu sınırları koyuyor?

Bu sınırlamaların temeilnde dünyayı etkikeyen pickler yatıyor. Yan; tarım devrimi, ateşin bulunması, yazının bulunması, ticaret devrimi, coğrafi keşifler, rönesans, reform, aydınlanma, fordist devrim, sanayi devrimi vs… Kısacasımodernizm doğurduğu fırsatlar ile beraber yeni yeni sınırlar da koymuştur. Bu büyük dönüşüm içerisinde sınırları en fazla keskinleştiren metrapolleşmedir. Ülkeler zaten sınırlara bölünmüştü. Şimdi sıra şehirlere gelmişt. Sokaklar, caddeler, apartman daireleleri vs… Ancak sınırları sadece maddi değil zihinsel olarak da düşünmek gerekir. Yaşanılan tüm bu süreç ‘yabancılaşma’ya neden oldu. İnsanın emeğine, insanın ürüne, insanın insana gibi. Bu dönüşüm kendini  burada da çok net hissettirdi ve insan ile ürettiklerine, emeğine, diğer insanlar ile arasına sınırlar çekti.

Maddı bu sınır zamanla zihinsel düşünce yöntemine de tesir etti ve bilinci bir örümcek ağı gibi ördü. Metrapollerdeki sınırların bir benzeri de insan zihnine yerleştirildi. Ve tabi aynı karmaşada o zihinlere hakim oldu. Özellikle fordist devrim öncesi Adam Smith ile başlayan uzmanlaşma ve iş bölüm, meslek hayatımızdaki sınırları derinleştirdi. Fordist devrim ile de ortaya uzmanlar çıktı. Ancak işin çok küçük bir parçasına hakim kişilerdi bunlar.  Bu sadece mesleklerde değil tüm yaşam üzerinde etkili oldu. Ve iki sınır daha çizildi. Kafa-Kol emeği ayrışması, diğeri ise kafa (zihinsel)- kafa ayrışması.

İşte maddi sınırların oluşturduğu yapı nihayetinde zihinsel normların oluşmasına neden oldu ve insan modernleştikçe algı problemi yaşamaya başladı. Bu da insanın bilgelikten uzaklaşmasına neden oldu. Yani özünden uzaklaşmasına neden oldu.

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s