Yılanlar ile bülbüllerin dansı

Adamlar başka bir adama diyor ki: yılanı besleme. O hem zehirlidir hem büyürse önü alınamaz. Dinlemiyor besliyor. Hem de kuş sütü ile besliyor. Bal ile besliyor. Kendi yediğinden yediriyor. Yılan yavruluyor. Aynı zamanda da palazlanıyor. Dışarıda ne kadar bülbül yavrusu, kuzu ve daha bir çok güzel sesli hayvan varsa her birini o yılana annelik etsin diye emanet ediyor. Tabi bizim yılan durur mu! Yaşlandıkça güçleniyor. Yavruları da büyüyor. Bülbül yavruları ve kuzular da büyüyor onun yavrusu oluyor. Ana yılan her geçen gün zehrini akıtıyor bülbüllere ve kuzulara. Has yavrularına da emrediyor onlar da zehirliyor bülbülleri. Ana yılan bülbüller de yılan olsun istiyor. Kuzuları zehirleye zehirleye sürüngen yapabiliyor ancak onlar da yılan olmuyor.

Kafeste ana yılan, genç yılan yavruları, sürüngen koyunlar ve kanadı kırık bülbüller beraber büyüyor. Diğer adamlar her seferinde diyor ki: “Yılan sevgisi nerden geliyor? Yıllar önce onu kafese biz kapattık. Besledin yetmedi, bülbül yavrularını ve kuzuları da ona teslim ettin. Kaçarsa hepimizi zehirler. Hem arkasında serkeş ve sakat binlerce daha başka hayvan türü var. Yol yakınken diğerlerini çıkar. Yavruları da vahşi ormana bırak. Anne yılanı da öldürelim. Öldürmesek de en azından besleyip büyütmeyelim ki bizi zehirlemesin. Bak önce seni sonra bizi sokar. Sokmakla kalmaz boğmaya kalkar. Etme eyleme”. Yılanın sahibi dinlemedi. Hem besledi hem diğer yavru hayvanları o kafese soktu.

Yılan bu evcilleşir mi? Tabi ki evcilleşmez. Bir gün yılan kafesi açtı ve kaçtı. Önce sahibine saldırmaya çalıştı. Etrafındaki evcil köpekler kurtardı. Ancak öyle güçlenmişti ki ana yılan. Sahibi kurtulmak için kurdu, akbabayı ve kertenkeleleri dost edindi. Yılan ve has yavruları tüm gücü ile sahibine saldırdı. Ama yılanın bir kere beli kırılmıştı. Yavruları da kan içinde kalmışlardı.Adamlar bu sefer dedi ki: Sana dedik. En azından şimdi dinle”. Sahibinin gözünü öyle bir kin bürümüştü ki önce sakat koyunlara ve kanadı kırık bülbüllere saldırmıştı. Evet her bir koyun ve her bir bülbül zehirliydi. Ama sonuçta ne yılandı ne de onun kanını taşıyordu. Sadece her gün yılanın ve yavrularının zehrini içmek zorunda kalmışlardı.

Adamlar dedi ki: “Gel şu yılanı öldürelim ve yavrularını da geri kapatalım. Diğer hayvanları tedavi edelim”. Nitekim sahibi öyle kızgındı ki köpekleri ve aç kurtları ile beraber saldırmaya başladılar. Ana yılan yaşlı ama sağlıklıydı. Kaçtı Yılanın kendi kandaş yavrularının da bir çoğu kaçtı. Sadece zayıf ve yaralı olanları yakalayabildiler. Ancak koyun ve kuşların vay haline! Koyunlar her ne kadar sürüngene dönmüş olsalar da koyundular. Ve artık eski sağlığına kavuşamayacak haldeydiler. Bülbüllerin ise sadece kanadı kırıktı ve kanında zehir dolaşıyordu. Ancak yine şarkı söyleyebiliyorlardı. Sadece halsiz ve tedaviye ihtiyaçları vardı.

Adamlar dedi ki: “Sen suçlusun!” Yılanın Sahibi de şunu dedi: “Koynumuzda yılan beslemişiz! Ne ihtiyacı varsa fazlası ile gördük. Ama onlar bana minnet etmedi. O halde onları bu aç kurtlara yem edeceğim”. Etti de adamlar bu sefer dedi ki: “Bırak koyunla kuşla oyalanmayı. Ana yılanı ve kandaş yavrularını yakalayalım. Yoksa yavrular büyür ve ananın intikamını alır.Hem sen diğerlerini de kurda kuşa yem edersen onlardan sağ kalanlar ve yavruları sana düşman olur. Bülbüller bile atmacaya, koyunlar çakala dönüşür. Hem onları yılanın önüne atıp zehirleyen sensin. Yılanın gölgesinde durmuş ve ona zehirin etkisi ile yem olarak börtü böcek getirmişler çok mu? Bırak bunları da şu yılanın başını keselim. Kafesi açanları bulalım”.

Bülbüllerle, koyunlarla ve böceklerle uğraşmaktan yılanları bir türlü yakalayamadı. Hem kafesi hasta ve zehirli hayvanlarla doldurdu. Bu da yetmedi adamları yılanı beslemekle suçladı. Onlara da kurtlarını saldı. Yılanın diş izi olan ne kadar sakat hayvan varsa yakaladı.  Ancak bir tek kendine önceden seçtiği ve yılandan alıp evcilleştirdiğini sandığı kandaş yılan yavrularına dokunmadı.

Hikayenin sonu mu? Hikayenin sonu acıklı… Yılanın eski sahibi börtü böcekle uğraşırken ana yılan yaşlandı ama yavruları büyüdü palazlandı. Yani doğan kuzular ve bülbül yavruları da yılanın eski sahibine düşman kesildi. Ana yılanı gören evcil yılanlar da Sahiplerine kuyruk kaldırdı. Sahibi evi ateşe vermek istedi. Adamlar yine: “Gel şu hasta hayvanları bırak. Evi de ateşe verme hep beraber yanarız. Hem bu yılanlar yavru değil artık hepimizi öldürüp kaçarlar. Yine buralar onlara kalır. Gel bu sefer dinle”. Yine dinlemedi. Benzin bidonu ile evi ateşe verdi. Bülbüller şarkı söyleyerek koyunlar da meleşerek yandılar. Adamlar, yılanın eski sahibi ve ailesi de yandılar.Ana yılan ölmüştü. Ama köz, kor olunca yılan yavruları zehirini akıtarak söndürdüler. Yine evi harabeye çevirdiler ve orayı mesken  edindiler. Adamlar “yanlış yapıyorsun diye diye gittiler.” Geride bir onların sesleri bir de bülbüllerin şarkısı kaldı. Çünkü niyetleri sadece şarkı söylemelkti. Yazık oldu.. Yazık oluyor.. Yazık olacak.. Buralar hep yılanlara mesken olacak. Birileri hep besleyecek. Birileri hep direnecek…

🐦

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s