Aziz Nesin, Edirne ve Yağlı Güreşler

“…Bağrımızda ne büyük bir gelenek taşıyormuşuz da hiç haberimiz yok. Senin haberin yok demeyin. Çoğunuzun da haberi olmadığını biliyorum da ondan bu konu üzerine bir kaç yazı yazmak isteğine düştüm.” Aziz Nesin, güreş sporunu izledikten sonra hayranlığını gizleyemez ve bu cümleyi sarfeder. (Akşam Gazetesi, 11 Temmuz 1959)aziz_0.jpg

Bir insan bir kahveye ya da bir kafeye girdiği zaman boş masalardan en köşedekini seçme eğilimindedir. Bunun sebebi arkasını, sağını, solunu güvene alma isteğidir. Ruh bilimciler bunun da ilkel dönemden kalma bir durum olduğunu belirtirler. Yani ilk dönemlerde insan mağaraya sığınma ihtiyacı duyar. Arkasını, sağını ve solunu güvene alır ki önden gelen saldırılara karşı kendini koruyabilsin. Aziz Nesin, tıpkı bunun gibi insanın ilkel dönemden kalan bazı eğilimlerinin mevcut olduğunu söyler. Nasıl ki boks ve boğa güreşi bunun en iyi örneği ise -hatta futbolu bile buna örnek gösterir- güreş de bu eğilimlerden biridir. Ancak güreş diğerlerinden farklıdır.

Güreş üzerine  yazmayı bırakın güreş üzerine konuşmak bile zordur. Çünkü kendine has bir jargonu vardır. Aziz Nesin, o yılın dünya şampiyonu olan Mustafa Dağıstanlı’dan şu cümleleri aktarır: “Ben dünya şampiyonasından bile böyle güreş yememiştim”. Bu ifade güreşin diğer sporlardan ne kadar zor olduğunu ve kendine ait farklı bir jargonu olduğunu anlıyoruz: “güreş yemek” tabiri Nesin’in dikkatinden kaçmaz ve onu güreşe ait kavramları ne kadar az bildiğini düşünmeye sevkeder. Bunun üzerine o yıl (1959) kalemi eline alır ve Akşam gazetesinde Kırkpınar ile ilgili seri halde yazılar yazar. Hem kendi tarihimizi Aziz Nesin gibi bir zeka örneğinden okumuş oluyoruz hem de Kırkpınar gibi büyük bir organizasyonun o tarihlerdeki algısına ermiş oluyoruz.

IMG_4190

“Geleneklerimizin en iyisi, en güzeli Kırkpınar güreşleridir.” der Nesin. Gerçekten de öyle. Ancak ben burada başka bir şeye dikkat çekmek istiyorum. Yine aynı yazıda şuna değinir; böyle büyük bir geleneğe iştirak eden on binlerce insan vardır. Ve o zaman katılım çok iyidir. Ancak bu katılıma (güreşçi & seyirci) gazetelerin yani basılı yayının etkisi çok düşüktür. Hatta şu ifadeyi kullanır: “oraya katılanların 200’de biri bile gazetelerde yazılanları okumuyor”. Aslında burada ben bir sitemimi dile getirmek istiyorum. Bu sene Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivalinin 656’ncısı düzenlenecek. Ben o dönem yazılanlar ile bu dönem gözlemlerimi birleştirince şu sonuca varıyorum. Tarihi Kırkpınar o dönem de bu dönem de hakettiği değeri görmüyor. Sebebi ise bir tane sorumluları ise iki tane. Sebebi, piar çalışması iyi yapılmıyor. Sorumluları yani piar çalışmasını yapması gerekip yapmayanlar ise her ne kadar istisnalar olsa da, basın ve yerel yönetimler ile birlikte devlet yetkilileridir.

2235-5g (1)

Bu bir şehir için çok acıdır. Böyle büyük bir organizasyon dünyanın hiç bir şehrine nasip olmamıştır. Ancak bu kadar başarısız organizasyonu da başka hiç bir şehir görmemiştir. Başarısızlık organizasyonun ve protokol düzeninin başarısızlığından kaynaklanmıyor. Başarısızlık tanıtım ve katılımdan kaynaklanıyor. Avrupa ülkelerinde ismini vermeye gerek duymadığım o kadar çok ve basit organizasyon var ki dünyanın dört bir yanından katılım sağlıyor. Ve turizm gelirine o kadar yüksek katkı sağlıyor ki bunu bizim de yapmamız o kadar zor değil diye tahmin ediyorum.

Bir de şu an Aziz Nesin’in keleme aldığı bundan 60 yıl öncesi ile bazı farklılıklar var. En önemli fark artık sosyal medya çok güçlü hale geldi. Yani çok düşük maliyetlere çok ciddi reklamlar yapılabilir. Yerel yönetimlerin kendi hesaplarından yapılan paylaşımlar çok bir şey ifade etmiyor. Çünkü okuma yazma öğrenen bir çocuk dahi sosyal medyayı o kadar etkin kullanabiliyor. Ancak düşük maliyetler ile Avrupa ülkelerine reklam vermek mümkün. Ancak bu anlamda organizasyon için başarılı bir organizasyon demek mümkün değil.

_MG_4468

Aziz Nesin, güreş tutkunlarının nasıl da her zorluğa katlanarak festivale geldiğinden bahseder. Hatta kendi ilk katıldığı sene yağmur ve çamura rağmen yaşlıların, yayaların ve emekli güreşçilerin her türlü zorlukla karşılaşmasına rağmen yağlı güreşleri izmlemeye geldiğini söyler. Çünkü bu bir tutkudur. Bu bir spor müsabakasından öte bizim köklü tarihimizin ve geleneğimizin millet olarak bizi biz yapan değerlerinden en önemlilerinden birdir. Ve Nesinin şu tespitini şuraya koymakta fayda var: “Edirne’nin içinde yaşayan pek öyle Kırkpınar’la ilgilenmiyor. Bunlar şehirliyle köylü kırması şehirli..”

“Edirne Türk tarihinin, Kırkpınar Türk gücünün beşiğidir”.  Evet öyle ama… Aması var işte. Hiç yorumsuz bundan yaklaşık 60 yıl önce Aziz Nesinin yazdıklarını gelin hep beraber aynen okuyalım. Yorum size ait: “Halktan kaynayıp gelen bu büyük gelenek gücünün nasıl perişan, ziyan edildiğini, nasıl boşa akıp gittiğini bilmem anlatabilecek miyim? Organizasyon mu? O da ne? Organizasyon da nasıl şey, yenir mi, içilir mi? Ama acımasızlık etmeyelim, kimsenin kötü niyeti var, demek istemiyorum. Tersine, çok iyi niyetleri var. İyi de çalışmışlar. Ama neye yarar? Bir yoksun, geliri az Edirne’nin, bir yoksun belediyesi… Bir komite bu büyük işi nasıl organize edebilir? İşte bu kadar olur. Herkes ancak elinden geleni yapar. Bu iş devlet işidir. Neden hükümet, resmî kurullar bu işi kendiliğine, oluruna bırakmışlardır? Başkalarının arayıp da bulamadığı, halkın içinde yaşayan bir gelenek değeri bizim elimizin altında. Tıpkı boşa akan sular, tıpkı yeraltında uyuyan madenler gibi bu değerimizden yararlanmasını da bilmiyoruz.”

IMG_2384

Üzücü bir durum. Peki ne değişmiş 60 senede? Bu sorunun cevabını yine okuyucuya bırakmak yerinde olacaktır. Ancak değişmişse ya da değişseydi neler olacaktı yine Aziz Nesin söylesin, önce şunu örnek verir üzülerek: hani deriz ya şu Adalar onlarda olsaydı ya da bu denizler onlarda olsaydı neler yaparlardı diye.

Ve şöyle devam eder: “Acı, acı ama böyle konuşuruz işte. Şimdi de diyorum ki, Bu bizim yağlı güreşlerimiz, bu bizim geleneğimiz başkalarının elinde olsa neler neler yapmazlar…

İnanın ki bu böyle. Hiçbir şey yapamasalar Kırkpınar’a çeşme gibi turist akıtırlar; yoksul Edirnelinin boş cebine oluk gibi para akar.

Bırakın yabancı turisti, Kırkpınar’da iç turistimiz bile yoktu. Şöyle düşünelim: İstanbul’da bir boğa güreşi yapılsa, görmek için bütün sosyete akın eder, birbirlerinin üstüne çıkarlardı.

boga-guresleri-ispanya-960x614

İlk yazımdaki yargımı yineleyeyim: En uygar kişilerin içinde bile ilkel çağlardan kalma bir vahşilik gizli. Boğa güreşleri, boks maçları, hatta futbol bile modern biçime girmiş bu ilkel duygularımızın belirtileridir. Yağlı güreşlere gelince, o ilkel duygumuzun en incesi, en soylusudur. Böyle olduğunu anlamak için gelecek yıl gidin, Kırkpınar güreşlerini görün. Ne yazık ki biz ona, yaşadığımız çağın koşullarına uygun bir biçim vermesini bilememişiz.” diye bitirir yazısını.

Buradan herkesin bir sonuç çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Seyirci, yerel yönetimler, devlet yetkilileri, güreşçiler ve yerel halk… Herkesin burada bir sorumluluğu var ve bu sorumluluk yerine getirildiği takdirde neler değişmez ki?

2235-2

Fotoğraflar EFSED yönetim kurulu üyesi Gezgin Fotocu Mehmet Emre Bingül tarafından çekilmiştir: https://www.instagram.com/gezgin_fotocu/

2 Comments

  1. Bayılırım yağlı güreşlere Eyüp Bey. Yazınızı atlamışım kaç aydır, çok üzüldüm.
    Öğrenince Mutluyum’da ben de arada güreş hakkında bilgi paylaşıyorum. Aziz Nesin’in de bu konuda yazdığını bilmiyordum. Müsaade ederseniz bu bilgiyi bir cümleyle blogumda paylaşmak isterim.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s