Tanrının Meşruiyeti Bağlamında: Din ve Ahlak

Frans de Wall, Bonobo ve Ateist Primatlar arasında insanı aramak, İstanbul: Metis Yayınları, 2013, 259 sayfa.


Daha önceki paylaşıma bir ek niteliği taşır


Frans de Wall, primatların davranış biçimleri üzerinden insan eylemleri arasında bir ilişki kurmaya çalışmıştır. Böyle bir ilişki kurma çabasının nedeni ise 1960’lardan sonra DNA temelli yapılan araştırmalara göre maymun türleri ile olan akrabalığımızın daha yakın olduğunun anlaşılmış olmasıdır. İyi bir gözlem yeteneğine sahip olan yazar bu çalışmasını sadece teorik çerçevede ele almamış ve sadece masa başı eseri olarak ortaya koymamıştır. Uzun soluklu gözlemler  ve deneyler yaparak ayrıca bonobolar arasında çokça vakit geçirerek elde ettiği bulguları okuyucuya sunmuştur. Okuyucunun ilgisini çekecek çok farklı konulara değinmekle birlikte bir çok insan eylemi ve insanın düşünce temelli yapısı ile primatları ilişkilendirme çabası okuyucuyu yormakta ayrıca dikkatin dağılmasına neden olmaktadır. Herşeye rağmen bilim dünyası ve akademik çevrelerce büyük takdir toplamıştır.

Ekran Resmi 2017-05-26 03.53.51.png

Bendeki ilgisiliğin başlıca sebebi evrim konusuna bu güne kadar kayıtsız kalmış olmamdan kaynaklanmaktadır. Yani İngiliz doğa tarihçisi olan Charles Darwin’in 24 Kasım 1859’da yayınlanan Türlerin Kökeni kitabını okumayı sürekli ertelemiş olmam bu ilgisizliğin asıl sebebidir. Bu da evrim konusunda bir fikir sahibi olmamama neden olmuştur. “Evirim Teorisi” denildiği zaman benim zihnimde hiç bir şey canlanmamaktadır. Evrim teorisini reddetmemekle birlikte kabul de ettiğini söylemem mümkün değil. Çünkü üzerinde hiç okuma yapmadım ve üzerinde hiç düşünme çabasına girmedim. Çünkü evrim bir dönem tabu olarak kalmış ancak kendi zihinsel çabalarım ile üzerinde düşünme çabasına girmediğim bir şeyi neden reddetmem gerektiğinin karşılığını bulamadığım için reddetmekten vazgeçsem de evrimin gerçekliğinin de kendi zihnimde bir karşılığı yoktu. Darwin’in ve Darwinistler’in yaptığı çalışmaları kayda değer buluyor ve takdir ediyorum. Ancak üzerinde bir süre okuma yapmak gerektiğini düşünüyorum. Burada şunu da kabul ediyorum: “Albert Einstein’ın İzafiyet Teorisi yada Kuantum Fiziği ve Belirsizlik İlkesi gibi çalışmalarına hayranlık duyuyorum. Ancak bunlar üzerinde de yoğun bir okuma ve çalışma yapmadığım gerçeği.” Bunun da temelinde iki neden var: İlki kültürel kodların etkisi ikincisi ise bu ve benzeri konular üzerinde yoğun itirazların olmaması.

Bendeki ilgisizliğin diğer sebebi ise ise ahlak ile bonobolar ve insalar arasında açık ve seçik bir bağ kuramamış olmam. Bonobolar her ne kadar insanlar ile yakın akraba olsalar da ve bir çok eyleminde insanlar ile benzerlik göstermiş olsalar da ahlaki temellendirme sadece yaşam biçimleri üzerinden yapılabileceğini düşünmüyorum. Çünkü insanların en ilkel halinin dahi sorgulama biçimleri bonobolarınkine göre büyük farklar içerir. Hangisinin daha ahlaklı olduğu konusu farklı bir konu. Ancak ahlak dediğimiz kavram bu kadar basit bir temele dayanmamalı. Tüm bu düşüncelerime rağmen bu kadar uzun bir çabanın ürünü olan bu çalışmadan etkilenmemek mümkün değil. Bir çok yerde “acaba?” sorusunu kendime sordum. Ancak bu benim için yeterli değildi. Bunun yanında kesinlikle yazılanların tamamını reddettiğimi söyleyemem. Daha önce üzerinde düşündüğüm ve sonucuna vardığım -aslında kitabın yüksek hacmini kaplayan kısmı- bir çok konu mevcut. Özellikle din ve ahlak eksininde çıkarımlarımı ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Bunun yanında bilimsel bir çalışmanın ürünü olan bu eser için ve bilimin kendisi için olan eleştirilerimi de sıralamak istiyorum.

Frans de Wall, din ve ahlak ilişkisini şu şekilde açıklamıştır: ”Beş asır sonra hâlâ dinin toplumdaki yeri konusunda kavgaya tutuşuyoruz. Hieronymus Bosch’un zamanında olduğu gibi şimdi de ana tema ahlak. Tanrısız bir dünya canlandırabilir miyiz gözümüzde? Böylesi bir dünya iyi olur mu? Sanmayın ki köktenci Hıristiyanlar ve biyoloji arasındaki savaş bilgiler üzerinden yürütülüyor. İnsanın evrimden şüphe etmesi için kanıtlara karşı epey bağışıklık sahibi olması lazım… Çatışma hakikatle değil, hakikatin ne yapılacağıyla ilgili. Ahlakın doğrudan yaratıcı Tanrı’dan geldiğine inanan birisi için evrimi kabul etmek manevi bir uçurum demektir…..”

Yazar burada din ve ahlak ile ilgili düşüncesini (bonobolar ve ahlak ile ilişkilendirilen düşüncelerin çoğunu hala netleştirdiğim söylenemez)  net bir şekilde beyan etmiştir. İlk cümlesinde geçen “dinin toplumdaki yeri konusu…” ile ilgili bir şerh düşmek istiyorum. Önermenin katıldığım yanı dinin bir çok kavganın içine çekiliyor olması: siyaset, politika, iktisadi faaliyetler, eğlence, sosyal ilişkiler ve üretim biçimleri vs.. Bu da temelinde bir ahlaksızlık barındırmaktadır. Ancak ahlaksız olan şey dinin kendisi değil dinin her türlü kavganın içine çekiliyor olmasıdır. Buradaki aklıma takılan diğer soru da şu. Her ne kadar tanrısız bir din olmasa da dinsiz bir tanrı olabileceği kanaatindeyim. Çünkü tanrının meşruiyetinin kendinden menkul olduğunu düşünüyorum. Yani tanrının bir dine ihtiyacı yok. Ancak tanrının egemen bir güç olduğunu düşünürsek (Tam olarak bir egemen güç demek için yeterli sonuçlara ulaşamadım. Fakat genel tanrı algısı bu yönde olduğu için önermemizi tanrının egemen bir güç olarak kabul edilmesi şeklinde kuralım: Kadir-i Mutlak -bu kavramla ilgili de ayrıca bir şerh düşmek gerektiği kanaatindeyim ancak mevzunun sapmaması için burada bırakmayı tercih ediyorum-), tanrının insanlar üzerindeki hegomanyası sonucu ortaya koyduğu yönlendirici ve  biçimlendirici kuralları din olarak kabul edebiliriz.

Tanrı ve din tartışmasında iki tip tanrı karşımıza çıkıyor. İlki insanların yarattığı tanrı diğeri ise insanları yaratan tanrı. İnsanların yarattığı tanrı ilkel dönemden beri korkuların beslediği zihinsel argümanlar tarafından üretilmiş bir doğa mücadelesinin sonunda yaratılmış tanrıdır. Diğeri ise meşruiyetinin insan varlığından almayan ve kendinden meşru bir varlık olan tanrıdır. Ontolojik bir çaba ile ulaşılabilecek olan bu tanrı olgusu tıpkı epistemik bilginin meşruiyeti gibi görümlenebilir ve duyumlanabilir nesnelere dayanmaz. Sadece zihinsel bir süreç ile ulaşabileceğimiz uzun bir sorgulamanın ürünüdür. İlk doğduğumuz günden beri bize öğretilen dinsel (aslında kültürel ve çoğunlukla dayanaksız) bir temeli olan tanrı ontolojik bir varlık olarak karşımıza çıkan bir form değildir. İlk bahsettiğimiz insanların kurguladıkları yani yarattıkları tanrılardan da daha temelsiz ve geleneğin ürünü olan başka bir unsurdur. Benim bahsettiğim ve kabul ettiğim bu öğretilen tanrı inancını  yıkıp -yok sayıp- ondan sonra yerine zihinsel argümanlar ile inşa edilen bir  ontolojik temelleri olan bir tanrı varlığıdır. 

İlk tanrı tipi olan korkularımız tarafından beslenilen varlığa tekrar geri dönecek olursak karşımıza ilkel dönemden beri kullanılan ve gören göz ile ifade edilen bir çok dinin de temelinde olan bu varlık karşımız çıkacaktır. Bu aslında bir ihtiyacın ürünü olarak karşımıza çıkmıştır. İlkel dönemde korkularımızı yenmek için ve doğa karşısında çaresizliğimizin bir sonucu olarak doğmuştur. Ancak büyü ve totemlerin oluşması ile Ekran Resmi 2017-05-26 03.54.14.png(daha sonra bunlar bilime evrilecektir) doğaya karşı kendini güçlü hissetmeye başlayan ve bu çaresizlikten kurtulan insan doğaya karşı gelmiştir. Kendinin icad ettiği ve sürekli onu koruyan kollayan bir göz daha sonra onu rahatsız etmeye ve onu yatak odasında izler hale gelmeye başladığı için insan bu gözden kurtulmak istemiştir. Tanrıyı sembolize eden bu göz metaforu sekülerleşme eğilimleri ile birlikte reddedilecek ve ona karşı bir tavır geliştirilecektir.

Yazar: “Tanrısız bir dünya yaşanabilir mi?” diye bir soru sormuştur. Aslında bu soru ateizmin temelini oluşturur. Varolan bir tanrıyı inkar etme çabasından öte varolduğu ispat edilmemiş yani bizim bahsettiğimiz kültürün ve korkuların ürünü olan tanrıyı sorgulamaktadır. Bu da doğru bir sorgulama biçimidir. Çünkü tanrı salt anlamda inancın biri ürünü değil -soyut bir varlık olmakla birlikte- somut argümanlara dayanan bir ontolojik varlıktır. Ancak bu sorunun cevabı her ne kadar kendi zihnimde net olsa da bu soru yerinde bir sorudur. Çünkü yeryüzünde olan tüm kavgaların temelinde bu sorunun cevabının veril(e)memiş olması (sormaya cesaret dahi edilmemiş olması, cevabının bulunmamış olması vs..) yatmaktadır. Çünkü inançlarımız ile kurguladığımız tanrı bize kavgayı emrederken kendinden meşru olan tanrı ise bize ahlaklı olmayı emreder. Peki ahlak din ile mi ilgilidir? Yani din olmaz ise ahlak olmaz mı?

Bu soruların cevabını verme çabasına girmeden önce yazarın “Sanmayın ki köktenci Hıristiyanlar ve biyoloji arasındaki savaş bilgiler üzerinden yürütülüyor” söylemi üzerine bir kaç şey söylemek istiyorum. Savaşın köktenci Hıristiyanlar (köktenci inançların tümü aslında) ile biyoloji (burada kastedilen de bilim aslında) arasında olduğunu düşünmüyorum. Savaş tamamen üretim güçleri ile ilgilidir. Yani insanlar üzerindeki hakimiyet elde etme çabası ile ilgilidir. Kapitalist güçler ile insana dair çalışmalar yapan bilim insanlarının mücadelesi olduğunu düşünüyorum. Tıpkı Goethe ile kilise arasındaki çatışma gibi olduğunu söyleyebiliriz. Kilise dindar olduğu için değil de elindeki gücü kaybetmemek için kurguladığı inanç sistemini sorgulatmaz. Sorgulattığı an ona güven sarsılır ve gücü kaybeder. Nitekim skolastik düşüncenin yıkılması sonucu kilise gücünü kaybetmiştir.

Ahlak din ile mi ilgilidir? Yani din olmaz ise ahlak olmaz mı? Doğuştan sahip olduğumuz iç güdüler bize ahlak sunmaz mı? Hayvan türlerinde ahlak ne ölçüde var? Daha da ilginci hayvanlar dindar mı? Bu sorular ve benzeri bir çok soru karşımıza çıkmaktadır. Elimizdeki kitap bu sorulara direkt cevap vermese de dolaylı olarak bize sorgulama yöntemini göstermektedir.

Öncelikle benim belirtmek istediğim ve aklıma takılan konu az yukarıda da belirttiğim tanrının varlığını kabul etmek dindar olmayı mı gerektirir? Her ne kadar temellendirememiş olsam da böyle olmadığını düşünüyorum. En azında hayvanlar için. Tanrının varlığı hayvanların dindar olmasını gerekli kılmaz. Diğer bir soru ve tartışma konusu da dindarlık ne demek? Bu konuya burada girmenin gerekli olmadığını düşünüyorum.

Ahlak, güncel anlamda: toplum içinde kişilerin uydukları davranış biçimleri ve kurallardır. Tarafsız ve genel bir ifadeyle iyi ve kötü arasındaki niyet, karar ve etkinlik farklılığıdır. İkinci anlam daha genel geçerdir. Halk arasında ahlak, doğru ve haklı olan zorunlu davranış biçimidir. Genel bir görüş olarak bakıldığında ise “üzerinde uzlaşılan bireyler arası kurallar” anlamında kullanılır (dmy info). Ben ahlakın dinsel bir temele dayandığı kanaatinde değilim. Yani dindar olmayan (ateistler gibi) kişilerin ahlaksız olması gerekmediği ve ahlaklı olmak için de bir dine ihtiyaç duymadıkları düşüncesindeyim. Çünkü ahlak da tıpkı tanrı gibi kendinden meşru bir durum (yönelim, eğilim) olarak karşımıza çıkar.

Diğer bir konu ise dindar olmanın ahlaklı olmayı gerektirmediği kanaatindeyim. Çünkü ilk tanrı tipine göre tamamen geleneklere dayalı bir tanrı düşüncesine sahip kişi ahlakı da geleneklerden alır. Burada çıkar gruplarının koyduğu kurallar ön plana çıktığı için ahlaklı olmaktan öte ahlaksızlık ön planda olduğunu söylemek mümkündür. Ancak ontolojik bir sürecin sonucunda varlığına eriştiğimiz tanrı insanı ahlaklı kılmayı gerektirir. Çünkü bu kişinin özüne yönelmesini gerektirir. Antik yunandan günümüze bir çok filozofa baktığımız zaman “öze yönelme” aslında “iyiye yönelme” de demek olduğu için ahlaklı olmayı gerektirir. Kısacası ahlak doğuştan gelen bir durumdur ve dindarlık ile ilgili değildir. Ancak tanrı bilinci (ontolojik) insanın ahlaklı olması konusunda itici bir güç unsurudur.

pdf olarak burdan indirebilirsiniz—) Tanrının Meşruiyeti Bağlamında: Din ve Ahlak

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s