Şehirler ve Medeniyetler Bağlamında: Edirne

Tarihimizde şehirler ile medeniyetlerin gelişimi her zaman aynı paralelliktedir. Medeniyet Uygarlık kelimesi ile eş değerdir. Uygar kelimesi, yerleşik hayata ilk geçen Türk kavimi olan Uygurlardan gelmektedir. Uygurlar, kadim Türk tarihinin önemli parçalarından biri olan ve Türklerin en eski topluluklarından olan Töles’lerin bir boyudur. Türk tarihine sayısız kitabe, yazıt ve kültürel eserler bırakan Uygurlar yerleşik hayata geçerek yegane geçim kaynağı olarak tarım ve ticareti seçen ilk Türk topluluğu olmuştur.

“Uygurlar” telafuzunun kelime kökenlerinin Oy(Uy)-Gur hecelerinin birleşiminden meydana geldiği düşünülmektedir. Oy, uymak ve birleşmek, ittifak etmek anlamında kullanılır. Uygurlara Çin kaynaklarında Kao-çi (Yüksek tekerlekli arabalılar) ifadesiyle rastlıyoruz. Türk kitabelerinde ise Dokuz Oğuzlar olarak ifade edilmektedirler. Dokuz oğuzlar ibaresi, dokuz ayrı oğuz boyunun bir araya gelerek oluşturdukları federasyonla güçlerini birleştirmesiyle ortaya çıkmış bir ünvandır.

Bir çok ilklere sebep olmasından dolayı uygarlığın temeli Uygurlara dayandırılır. Türk devletleri içinde ilk kez geniş çapta din değiştiren topluluktur. Mani inancındaki terimleri Türkçeye çevirmişlerdir. Bu durum ulusçu bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Orta Asya’da kurulan Türk devletleri içinde ilk kez göçebe yaşamı terk ederek yerleşik yaşama geçmişlerdir. Tarihte ilk Türk şehirlerini kurmuşlardır. Kurdukları şehirlerde Türk mimarisinin ilk örneklerini bırakmışlardır. Türk tarihinde ilk kez kağıt ve matbaayı kullanmışlardır. Orta oyunu faaliyetleri sayesinde Türk tiyatrosunun temellerini atmışlardır. Kendilerine özgü Uygur Alfabesi’ni kullanmışlardır. Karabalgasun, Sine-Uşi yazıtları en önemli yazılı edebiyat eserleridir. Göz ve Türeyiş destanı en önemli sözlü edebiyat eserleridir. Fresko adı verilen duvar resimleri, heykelcilik, çini ve minyatür en önemli uğraşları olmuştur. Moğol hakimiyetinde yaşadıkları dönemde “töre”yi yazılı hale getirmişlerdir.

Görüldüğü üzere “medeniyet” yani “uygarlık” kavramının temelini Türk tarihine de atıfta bulunarak Uygurlar tarafından oluşturulduğunu söyleyebiliriz. Ancak “uygarlık” kavramını oluşturan yani Uygurları Uygurlar yapan argümanları tek tek incelemek gerekmektedir. Böylelikle Edirne’nin uygar bir şehir portesi çizip çizmediğini görebilelim. Uygurlar’ın en önemli özelliği yerleşik hayata geçmesidir. Yani tarımı geliştiremeleridir. Edirne’nin içerisinde bununduğu iklim ve jeopolitik bu bağlamda en gelişmiş anlamda bir tarım toplumudur. Daha sonraki yazılarımızda uzun uzun açacağımız bu konu hakkında şimdilik sadece şunu söylemekte fayda görüyorum. Gelişmiş tarım ekonomilerini incelediğimiz zaman Edirne çiftçileri ve kullanılan makinaların çok geri kaldığını görüyoruz. Konya Ovası’ndan biraz büyük olan Hollanda, tarım ihracatında dünya devidir. Bu anlamda Fransa ve Amerika’nın çok gerisindeyiz. Halbuki ilk yerleşik hayata geçen Uygurlar bir Türk topluluğuydu. Ve tarım ile ilk alakadar olan onlardı. Ancak bir kaç yüzyıl önce kurulmuş Birleşik devletlerin tarım uygarlığı konusunda önümüze geçmesi çok acı.

Şehircilik anlayışı olarak çok ciddi eksikleri mevcut. Osmanlı’dan günümüze incelediğimizde olumlu olarak çok fazla gelişmeden bahsetmek mümkündür. Ancak yakın geçmiş ve mevcut koşulları değerlendirdiğimiz zaman çok eksik görebiliriz. Beton çılgınlığına her anlamı ile alet olmuş bir belediyecilik anlayışı almış başını gidiyor. Yeşile önem sözde veriliyor ancak özde toprak ve yeşil tahrip ediliyor. Şehrin estetik dokusu adeta şehrin namusundur. Ancak bu namusa sahip çıkılmıyor. Bir bir tarihi eserler siyasi anlayışın kurbanı oluyor. Selimiyenin alt tarafında yapılan kazının siyasi anlaşmazsızlık nedeni ile bir türlü sonuçlanamadığı halk tarafından bilinen bir gerçek. Kısacası şehri Hülagü Hanlar sarmış da haberimiz yok. Bedesten ve benzeri dükkanlarda hiç acımadan beton dökülüp estetik yapılar bozuluyor. Saraçları trafiğe kapamak ve ışıklandırmak şehri eksen şehir yapmak için yeterli değil. Şehrin eksen şehir olması için özne konumuna geçmesi ve insanları entellektüel anlamda sarması gerekir. Aydınlık bireyler yetiştirmesi ve geleceğe umutla bakan insanlar yaratması gerekir. Bir çok şehire göre önde olan bazı argümanlar mevcut olsa da yeterli değil. Tüketim çılgınlığı bireylerin zihninde tahribata sebep oluyor ve o da şehirlerin tahrip olmasına, o da şehirlerden beslenemeyen insanların oluşmasına neden oluyor. Birilerinin artık duyması ve dur demesi gerekiyor. Dikey büyümeye karşı olmak demek yatay anlamda gidebildiği yere kadar gitmesi demek değil. Ciddi ve estetik kaygısı olan şehir uzmanlarına ve sanatçılarına ihtiyacı var Edirne’nin. Yoksa ihale kovalayan ve belediyeye kazanç sağlayalım kaygısı güden şehir uzmanlarına değil.

Uygurlar yerleşik hayata geçtikten sonra medeniyete en büyük katkıları mimari yapıtlar olmuştur. Bu anlamda Edirne Avrupa’da mimari eser barındırması bakımından ilk sıralarda yer almaktadır. Burada tek tek eserleri sayacak halimiz yok. Ancak hepinizin malumu olduğu üzere adım başı Osmanlı eserine rastlamak mümkündür. Ancak önemli olan bu eserlerin varlığı değil bu eserlerin yerel yönetimler ve merkez yönetim el birliği ile korunmasıdır. Geçenlerde rastladığım bir kitap beni çok üzdü. Edirne’de tahrip olan eserleri fotoğrafları ile konu edinmiş. Etkisi ve yetkisi olan biri için bu çok can sıkıcı bir durum. Yazmamak elde değil. Yazmak bize yapmak ele (devlet) düşer. Zamanla bu eserleri konu edineceğiz. Bunu yanında kayıtsız ve kaygısız yöneticileri de yâd edeceğiz.

Kağıt ve matbaa… İlmi ve bilimi sembolize eden iki kavram. Bu konuda şehrimizin baş tacı olması gerekir. Ancak bu konuda da çok eksiğimiz var. Yeni yeni açılıyor olmasına ramen büyük bir kitapçı mevcut değil. İsmini söylemek uygun olmayacağı için yazmayacağım ama doyurucu diyebileceğim sadece 1 tane kitap evi mevcut. O da yılların birikimi ve Edirne halkını iyi bildiği için elinde ciddi bir birikim mevcut. Ancak yeterli değil. Çünkü zaman o kadar hızlı değişiyor ki insanlar da bu değişime ayak uydurmak ve bu değişimi anlatmak için bir çok kitap yazıyorlar. Teknik ve sosyal bilimler çığ gibi büyüyor. Umarım şehrin ortasında kambur gibi duracak olan ve yakın gelecekte halka hizmet! sunacak olan AVM içerisinde ismi duyulmuş büyük bir kitapçı olur. Yoksa ayakkabı ve kıyafet dükkanları ile insanların zihni örtülmüyor. Elbiseler sadece bedeni örter. Ancak kitaplar ruhu ve aklı. Bedeni giyinik, zihni çıplak olan insanlar aslında çırılçıplaktır da kendileri farkına varamazlar. Sahaf kültürü de şehrimizde bitmek üzere. Sadece bir kaç tane sahaf var. Özellikle Bedesten içerisinde bulunan Resül Açıkel her zorluğa rağmen bu kültürü yaşatmaya çalışıyor. Biz şehrin sakinleri olarak bu kültürü yaşatmak için elimizden geleni yapmalı ve destek olmak zorundayız.

Sinema ve tiyatro gibi görsel ve işitsel aktiviteler konusunda Belediye Başkanımız Recep Gürkan’ın gerekli özeni gösterdiğini düşünüyorum. Ancak farklı kesimlere hitap edebilecek genişlikte programlar tercih edilmeli ve siyasi kaygı güdülmemelidir. Ancak belediye tarafından yapılan etkinlikler buna rağmen belli bir seviyeyi yakalamıştır diyebiliriz. Diğer sivil toplum kuruluşlarının da katkısı ile daha fazla etkinlik düzenlenebilirse şehir biraz daha güzelleşir. Halkın da bu tip faaliyetlere katılması hususu da önemlidir. Her kesimden fikri destekleyeceksiniz diye bir şey yok ancak izlemekte ve dinlemekte fayda vardır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s