Şehr-i Aşk (EDİRNE)

İnsan aşkı ararken ateşi bulabilir. Ateş yanmak demektir. Aslında aradığı ateşin kendisi değildir. Aşkın kendisidir. Ya yanacak aşkı ateşte bulacaktır, ya da kaçacak aşkı bir daha hiç bulamayacaktır. Yandığı vakit anlar ki aşkın kendisi ateşmiş. Yanmak eylemi aşk ateşine aitmiş. Mahbub o ateşte yanar, kor olur, sonra kül olur. Kül olmadan ateşi tarif etmek imkansızdır. Kül olduktan sonra da yandığını haykırmak imkansız. Yazmak da aşk gibidir. Önce yanmalıdır ki yazabilsin. Ancak ne zaman yanarsa işte o zaman yazması da imkansız hale gelir. Hele hele yazdığı bir şehir ise işte o zaman ateşin içinde elinde tuttuğu kalemi ve kağıdı yakmadan yandığını yazmak zorundadır. İşte o zaman tam anlamıyla aşkı tarif etmiş olur.

Şehirleri yazmak şehirler kurmak kadar zordur. Bir şehri inşa etmek şehrin yetkililerinin işidir. Ancak şehri yazmak -aslında zor olanı da budur- şehrin sakinlerinin işidir. Yani bizim işimiz. Çünkü inşa eden sadece yapılan ile ilgilenir, yazan ise hem yapılan iş ile hem de yapıl(a)mayan iş ile ilgilenir. Yapılmayanı dile getirsin ki el (devlet) iş görsün. Yapılmayanı kaleme alsın ki el, şehirden el çekmesin.

Şehrin etrafına surlar inşa etmek kolay. Zor olan şehrin içinde katipler, ilim adamları, ressamlar, müzisyenler, akademisyenler, mühendisler inşa etmektir. Bunun için de duru ve diyalektik kabiliyeti yüksek beyinlere ihtiyaç vardır. Şu bir gerçektir ki bu beyinlerin yetişmesi için estetik algısı yüksek şehirler gereklidir. Şehrin sakinleri aşkı aramalıdır şehirlerinde. Aşkı ararken ateş ile karşılaştıklarında ondan kaçmamalı onunla hemhal olmalıdırlar. Olmalıdırlar ki yanmalı, kor olmalı, kül olmalı ve yakmalıdırlar. Yanmayan yakamaz. Şehir aşktır. Şehir alevler içinde olmalıdırlar ki aşkı arayan ateş semazenleri gibi (kelebekler) şehrin sakinleri de deli divane şehrin ateşinin içinde yanmaya koşsunlar. Koşsunlar ki şehirleri inşa eden insanları da şehirler yeniden yoğursun ve inşa etsin. Bir babaannenin torununu büyüttükten sonra yaşlanınca torunu tarafından ihtiyacının görülmesi gibi bir şey bu.

Edirne bir aşk şehridir. Edirne şairlerin, bülbüllerin, padişahların, ressamların, dervişlerin, aşıkların şehridir. Dile alınca bile kor gibi gönlü yakar. Ele alınca kül gibi rüzgara karışır. Göze değince alev gibi aydınlatır. Göğe değince kıvılcım gibi savrulur. Ne de olsa aşıklar şehridir Edirne. Aşkın ta kendisi… Burda aşkı arayan Mecnun misali sonunda aşkın leyla olmadığını anlayacaktır. Anlayacaktır ki, aşk şehrin kendisiymiş. Aşk ne başka biri ne de başka bir şeymiş. Bastığı toprak, aşkın kanıyla sulandığından mıdır yoksa yüzyıllık ihanetlere tanıklık ettiğinden midir bilinmez ama aşkı öyle korumuş ve kollamıştır ki bimarhanelerinde bile onu saklamış büyütmüştür. Bilenler bilir.

Demek dile kolay. Ancak yazmak ele zordur. Çünkü yazmak içinde kuşkuları barındırır. Söz her zaman gönülden söylenir. Ancak her zaman kalpten yazmak zordur. Yazarken bir şehri maskelemek acaba ne kadar vicdanlı bir eylemdir? Acaba akan mürekkep ne kadar gönüldendir? Talip olunan şey “Aşıklar (Aşkın) Şehri” olunca muhakeme duygusu da yerinde olmalıdır. Kalemi savururken akıtılan mürekkebin hesabı bilinmelidir. Nitekim buza yazı yazmak kolay ancak mürekkep kağıda damladı mı hesabı ağırdır. Bunun için ya susmalı ya da yanmalıdır insan. Seçtiğimiz yol yanmaktır. Bile bile ateşe koşmaktır. Bir iddia değil ancak kaçmaktansa yanmayı yeğlemektir. Yeter ki şehr-i aşk, zehr-i aşka dönmesin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s