Bir interdisipliner çalışma alanı olarak “İnsan ve Toplum Araştırmaları”

Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde kurulan yeni bir bölümden bahsetmek istiyorum. Bu bölüm yalnızca üç üniversitede mevcut. Trakya Üniversitesi hariç Yıldız Teknik ve İTÜ’de mevcut. Yazıma başlamadan önce bir kaç hususu belirtmek istiyorum. Üzerinde konuştuğumuz kavramlar ve pratikler özelde sosyal bilimlerin genelde ise tüm akademik camianın kullandığı jargonlardır. Elimden geldiğince sanal alemin ve bilimsel metinlerin yönlendirici etkisinden kaçınmak adına hissi yazmak istiyorum. Kendi anlayış ve idrakim ile başlık metnindeki kavramları tanımlayayacağım. Ardından bu kavramları interdisipliner ve multidisipliner çalışma sahasının bir parçası olarak ayrıca ele almaya çalışacağım. Türkiye’de akademik camia adına çok yeni sayılabilecek bir alan olan “İnsan ve Toplum Bilimleri (Araştırmaları) – İTB” alanının bende oluşturduğu çağırışımı ortaya koymaya çalışacağım. 

Öncelikler iki kavramın iyi ayırt edilmesi gerekir. Birincisi; interdisipliner, ikincisi ise; multidisipliner kavramı. Interdisipliner, salt anlamda “disiplinler arası” demek olup bir konu hakkında ortaya konulacak iddianın (görüşün) iki ve daha fazla disiplinin bir araya gelip ayrı bir disiplin gibi sunulmasıdır. Yani üzerinde çalışılacak konu hakkında söz söylemek için yalnız bir disiplin yeterli olmuyorsa bu interdisipliner bir araştırmadır ya da bu konu interdisipliner bir çalışma gerektirir. Bu yöntemi seçmiş kişilerin birden fazla bilim hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Örneğin fabrika işçilerinin diğer işçilere göre ömrünün daha kısa olduğu saptanmıştır. Bu konuyu detaylı olarak incelemek isteyen biri şu disiplinlere dair bilgi birikimine sahip olmalıdır ya da en azından araştıracağı konuyu kapsayacak ölçüde bilmesi gerekenleri ve o disiplinin terminolojisini öğrenmelidir; Tıp, işletme, sosyoloji, psikoloji vs… daha da arttırılabilir. Ancak fazla uzatmanın bir manası yok. Bu konu hakkınca akademik çalışma yapacak araştırmacı bu disiplinler ile ilgili az çok konuyu açıklacak kadar bilgi sahibi olmak zorundadır. Bu pratik anlamda çok kolay bir şey değildir.

İkinci kavramımız ise multidisipliner. Salt anlamda “çoklu disiplinler” demek olup araştırılacak konunun yine Interdisipliner’de olduğu gibi iki ve daha fazla disiplini ilgilendirmesi durumunda iki ve daha fazla araştırmacının (ya da uzmanın) bir araya gelip o konu hakkında akademik bir çalışma sunmasıdır. Örneğin “Cumhuriyet’ten günümüze çarpık kentleşme sorunu” gibi bir konu araştırdığını farzedelim. Bu konu ile ilgili yapılacak olan araştırmada en azından mimar, şehir planlamacısı, sosyolog, tarihçi, sanat tarihçisi olmak zorundadır. Her biri kendi üzerine düşen konu hakkında gerekli çalışmayı yaparlar ve sunum aşamasına gelindiği takdirde ortak kanılarını akademik çalışma biçiminde sunarlar.

Konuyu İTB bağlamında değerlendirecek olursak İTB araştırmacısı olarak öncelikli hedefimiz multidisipliner bir pratik ortaya koymak olmalı. Çünkü interdisipliner alanda çalışmak göründüğü kadar kolay değildir. Temelde aldığımız lisans eğitimleri bizi sürekli bilinçaltımızda olan eski pratiklere sürüklemektedir. İTB ise benim kendi algı dünyamda şöyle şekillenmektedir: Sosyoloji, sosyal psikoloji, psikoloji, antropoloji, felsefe disiplinlerinin ortak alanıdır. Bu konuda akıl yürütecek ve bilimsel tez oraya koyacak kişiler en azından yüksek lisans düzeyinde multidisipliner olarak bir kaç kişilik gruplar halinde çalışmalıdır. Daha sonra doktora aşamasına geldiklerinde ise interdisipliner çalışma yapmalıdırlar. Dünyada akademik düzeyi yeterince iyi olan üniversiteler için çok anlamlı olan bu araştırma biçimi bizim ülkemiz için çok yeni olduğu için ciddi bir zamana ve kabuk kırılmasına ihtiyacı var. Ancak öğretim üyelerinin öğrenciler için ortaya koymaya çalıştıkları mücadele gözden kaçmamaktadır. Türkiye’de sadece üç üniversitede olan bu bölüm yaklaşık bir sene önce de Trakya Üniversitesi bünyesinde açılmıştır.

Yazımı bir örnekle sonlandırmak istiyorum. O dönem tüm bilimlerin iç içe olduğunu kabul ediyorum. Ancak ortaya konulan çalışmalar özellikle sosyal bilimler alanındaki çalışmalar daha somut veriler sunmakta ve daha tutarlı iddialar ortaya koymaktadır. İbn-i Haldun, Platon, Ömer Hayyam, İbn-i Sina vs.. Sadece Ömer Hayyam’a bakacak olursak çok iyi fizik bildiğini biliyoruz. Astrofizikte de çok iyi olduğunu ve gözlemleri sonucu bir takvim yaptığını da biliyoruz. Şiirleri de ne kadar tartışmalı olsa da herkes tarafından kabul edilen düzeyin çok üstündedir. Ayrıca Ömer Hayyam iyi bir filozoftur. İyi bir siyaset bilimcidir. Platon da aynı şekilde. Eğitim, felsefe, siyaset gibi bir çok konuda kafa yormuştur. İşte bu gösteriyor ki bizim günümüz bilim insanının en büyük problemi sadece bir alanda uzmanlaşmasıdır. Marks’ın öğretilerinde baktığımızda uzmanlaşmanın kafa ve  kol  emeğini nasıl birbirinden ayırdığını daha net bir şekilde görürüz. İşte bu da insanı standart bir makinanın organı olmaktan ileri götürmez. Entellektüel bir varlık değil de mekanik bir varlık karşımıza çıkar. Bu da çağı yakalayamayacağımız ve muasır medeniyetler seviyesine de hiç bir zaman yaklaşamayacağımız anlamına gelir.

Eyüp ESEN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s