TOPLUMSAL MEŞRUİYET ZEMİNİNDE: DEVLET VE DEMOKRASİ

A.Devletin Etimolojik Kökeni ve Farklı Perspektiflerden Devlet Tanımları

Devlet, Arapça دولة (dwl) kökünden gelip talih, baht, servet, kısmet, iktidar, egemenlik kelimelerinden alıntıdır. Arapça’dan Latince’ye evrilmesi ile talih, statü, devlet şekline dönmüştür. Önceleri hükümdarın sahip olduğu bir niteliği temsil ederken daha sonra soyut bir anlam kazanmıştır. Tarihimizde en eski kullanımı 1300 yıl öncesine Atebet-ül Hakayık’a dayanır ve baht, talih anlamlarında kullanılmıştır. Ayrıca bir savaşta galibiyetin el değiştirmsi anlamında da kullanılmıştır. Ali Fuat Başgil’in tanımı ise şöyledir, “tıpkı bir altın top gibi, elden ele geçen ve en kuvvetlinin zapt ve inhisarına giren ikbal, nüfuz ve iktidardır.”

Bu çalışmada öncelikle devlet tanımı farklı literatürler bağlamında ele alınacaktır. Devlet olgusu öncelikli siyaset bilimin konusu olmakla birlikte aynı zamanda da ekonominin, sosyolojinin, felsefenin de konusudur. Öncelikli olarak bu kavramın ifade ettiği manaları kısaca ele alacağız.  Daha sonra devlet dediğimiz yapının biçimlerini ve devlete meşruiyet verilmesini kısaca inceleyeceğiz. Bilindiği üzere “Devlet” denilince akla Yunan filozof Platon gelir. Devlet adlı ünlü eserinde devlet ve demokrasi üzerinde hocası Sokrates’in sorduğu sorular vasıtası ile düşünmeyi teşvik eder. Bu kavramların Platon için nasıl anlam kazandığına baktıktan sonra Popper’ın Açık Toplum ve Düşmanları adlı eserinde Platona karşı yazılmış bir anti-tez örneği göreceğiz. Demokrasiyi canavarlaştıran Platon acaba haklı mı? Platon demokrasi eleştirisi yaparken kullandığı temellendirme yöntemi ne kadar tutarlı?

Tarihte en eski devlet tanımlarından biri Platon’a aittir. Yaklaşık M.Ö. 400’lere dayanır. Devlet diyaloğunda ortaya konulan metinler “devlet nedir?” sorusunun cevabını bulmaya çalışır. Daha sonra detaylı bir şekilde ele alacağımız Platon’un anlayışına göre devlet, birlikte yaşama zorunluluğunun sonucu olarak ortaya çıkan bir yapıdır.  Franz Oppenheimer Devlet adlı eserinde,  “hareketli çoban  toplumların yerleşik tarımcı toplumları yenilgiye uğratıp haraç almalarını ve bu haraca araç olarak da devlet adlı örgütü oluşturduklarını” söyler. Diğer filozofların devlet tanımı ise şöyledir: Aristoteles’te doğal bir oluşum, Ancillon’da dil gibi iletişim ve toplumsallıktan doğan, Hobbes’da herkesin herkese karşı savaşını sona erdirmek için ortaya çıkan, Rousseau, Spinoza ve Locke’da toplum sözleşmesinin sonucu, Fichte’de saf insan amacının yüce aracı, Schelling’de mutlak olan,  Hegel’de tözel irade olarak ahlaksal tin, Cicero’da hukukun sonucu olarak betimlenir.

Modern anlamda yapılan devlet tanımlarından en fazla benimsenmiş olanı ise  Alman Hukukçusu Georg Jellinek tarafından yapılmıştır. İlk baskısı 1900 yılında yayınlanan Allgemeine Staatslehre’de Üç Unsur Teorisi? olarak ortaya koyduğu devlet tanımında devleti oluşturan unsurlardan bahsetmektedir. Bu unsurlar millet, ülke ve egemenliktir. Georg Jellinek  devleti “Egemenlik gücüyle aslen donatılmış, belli bir toprak parçası üzerinde yerleşik bir millet birliği” olarak tanımlar. Hukukta insan unsuruna millet, toprak unsuruna ülke, iktidar unsuruna egemenlik denir.

Eski Yunanlar devlet için polis terimini kullanırlardı ki, bu site, yani “şehir” demekti. Bununla esasen şehirde oturanların oluşturduğu topluluk kastedilirdi. O nedenle, Romalılar ise devlet karşılığında civitas veya res publica kelimelerini kullanırlardı. Civitas, “site, medine, şehir devleti” demekti. Civitas, hukuki olarak ise, “medeni hakları kullanma ehliyetine sahip yurttaşlar topluluğu” demekti. Medeni hakları kullanma ehliyeti ise ancak siteye (şehre) kabul edilenlere tanınıyordu. Ancak Eski Yunanlılar’ın kullandıkları polis ve Romalılar’ın kullandığı civitas bugünkü modern anlamda devlet kavramını karşılamaktan uzaktır . Çünkü devlet  kavramında toprak unsuruna da atıf vardır ancak burada kullanılan polis ve civitas kavramlarında sadece insana atıf yapılmıştır.

B. Meşruiyet Zemininde Devletin Kaynağı ve Biçimleri

Devlet yapısı ile ilgili süregelen tartışmalardan biri de devletin ayrı bir hukuki kişiliği olup olmaması durumudur. Bu konuya burada ayrıntılı bir şekilde değinilmeyecek olup şunu belirtmek faydalı olacaktır. Genel kabul gören ve özellikle siyaset biliminde baz alınan devlet tanımında, devlete ayrı bir hukuki statü verilmiştir. Yani devlet kendisini oluşturan unsurlardan bağımsız bir kişilik olarak tanımlanır. Devleti oluşturan millet, ülke ve egemenlik unsurlarından bağımsız olarak ayrı bir kişiliğe sahiptir. Ayrı bir tüzel kişiliği olan bu yapının ayrı bir hukuku mevcuttur. Örneğin  Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşların oluşumuna hukuki kaynak sağlayan ve bu yapıya meşruluk kazandıran 1945 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi  gibi devletler arasında imzalanan bu çok taraflı anlaşmalarda devletler ayrı ayrı tüzel kişiler olarak kabul görür. Biz de devleti bu meşruiyet zemininde ayrı bir hukuki kişilik olarak ele alacağız.

Yöneticilerinden ve temsil hakkı verilen kişilerden bağımsız olarak bir yapı karşımıza çıkmaktadır. Tabi bu da ayrı bir sorunu demektir. O da devlet denilen organizmanın oluşma biçiminden bağımsız olarak meşruiyetini nereden aldığıdır. Devleti bir meşruiyet zeminine oturtmaya kalktığımızda bu meşruiyetin kaynağının ne olduğunu belirtmemiz gerekir. Tanrı, Halk, Aristokrat gelenek, Irk bu meşruiyetin kaynağı olabilmektedir. Bunun ötesinde meşruiyeti sağlayan bu unsurların kendilerinin ne kadar meşru olduğu ve devlete yüklenilen rolü hangi zeminde sağladıkları da başka bir tartışma konusudur. Bu tartışmaları şimdilik bir kenara bırakıp genel geçer anlamda devlet yapısını toplumların kabul ettiği meşruluk zeminine yani millet, ülke ve egemenlik unsurlarının her birini barındıran bir yapı olarak ele alacağız. Kısaca kaynağı ne olursa olsun devlet, tek başına siyasi ve hukuki sonuçlar doğurabilen bir yapıdır. Yani iktidardan bağımsız olarak hukuki işlem yapabilir, davacı ve davalı olabilir, malvarlığına sahip olabilir, hak ve borç altına girebilir.

Devlet şekilleri ve egemenliğin kaynağına göre devletin oluşum biçimlerinden bahsetmekte fayda vardır. Öncelikle, genel kabul görmüş iki devlet şekli vardır. Bunlar Üniter ve Birleşik devlettir. Üniter devlet ülkemizin de devlet şeklini temsil eden “tek devlet” ya da “basit devlet” olarak tanımlanan devletin, ülke, millet ve egemenlik unsurları ve keza yasama, yürütme ve yargı organları bakımından teklik özelliği gösteren şeklidir. O halde, üniter devleti, devletin unsurlarında ve organlarında teklik özelliğiyle tanımlayabiliriz. Örnek olarak ise Danimarka, Fransa, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsrail, İtalya, İzlanda, Hollanda, Japonya, Lüksemburg, Norveç, Portekiz, Yunanistan gösterilebilir. Birleşik devletler ise en klişe örneği olan Amerika Birleşik Devletleri’nin yapısında temsil olunur. “Karma devlet” ya da “mürekkep devlet” olarak da bilinir. İki veya daha çok devletin sıkı veya gevşek bağlarla birleşmelerinden meydana gelmiş bir devlet çeşididir. Bu tür devletlerde, yasama, yürütme ve yargı organlarına sahip ayrı devletler vardır. Birleşik devletlerde birden fazla anayasa birden fazla hukuk düzeni yürürlüktedir. Konfederasyon ve federasyon olarak ikiye ayrılır. İsviçre, Almanya, ABD, Kanada, Avusturya en bilinen örnekleridir.

Egemenliğin kaynağına göre 5 devlet şekli vardır. Bunlar monarşi, mutlak monarşi, teokrasi, oligarşi ve demokrasidir. Kısaca anlamlarına bakacak olursak; Monarşi, egemenliğin bir aileye ait olmasıdır. Mutlak Monarşi, egemenliğin bir tek kişiye ait olmasıdır. Krallıklar buna en iyi örnektir. Bugünkü İngiltere sembolik krallıktır. Kral yöneticidir ve ölümünden sonra güçlü olan varislerinden biri kral olur. Teokrasi, egemenliğin dine dayandırılmasıdır. Örnek olarak geçmişte Osmanlı Devleti, günümüzde Arap ülkelerinin çoğu buna örnek gösterilebilir. Oligarşi, Egemenliğin bir zümreye ait olmasıdır. Zümreden kasıt aristokrat bir sınıftır. Din adamları, askeri bir sınıf ve sülale şeklinde yapılanmıştır. Çarlık Rusya en iyi örneğidir. Meşrutiyet, Monarşinin yada Mutlak Monarşinin yetkilerinin bir meclis tarafından sınırlandırılmasıdır. Dünya tarihinde ilk örneği ise bir özgürlük bildirgesi niteliği taşıyan 1215’ te kralın yetkilerini kısıtlayan Manga Carta’dır. Bizde ise 1876’ da Kanun-i Esasi’ dir. Demokrasi, Egemenliği kullanacakların halk tarafından belirlenmesidir. Dünya tarihinde Roma İmparatorluğu ilk demokrasi örneğidir.

C. Platon’un Büyüsü: Devlet  ve Demokrasi Üzerine 

Popper’a göre Platon tarihsiciliğin zirveye ulaştığı bir prototiptir. Tarihsiciliği sosyal bilimlerin yönteminden ayırmak gerekir. Popper’a göre tarihsicilik “evrensel yasalara dayanıp kehanetler üretir”. Platon da bu anlamda baş kahin sayılabilir. Ortaya koyduğu güçlü tezlere ve ürettiği güçlü felsefik söylemlere rağmen Platon eleştirilmelidir. Yıkılmaz ve kırılmaz fildişi kulesinden Platon’u indirmek için çok gayret gösterilmemiştir. Ancak yakın zaman düşünürlerinden Popper, bir çok eleştiri almasına rağmen Platon’un bulunduğu konumu sarsmıştır. Popper 1967 yılında yazdığı Açık Toplum ve Düşmanları adlı eserinin ilk cildi olan Platon’un Büyüsü adlı eserde Platon’a karşı olan görüşlerini ortaya koymuştur. Bu eserde Popper, Platon dışında Herakleitos ve Aristotales gibi filozofları da sert bir dille eleştirmiştir. Demokrasi, bazı kimseler tarafından totaliterlikle savaşırken bu sistemin yöntemlerinden öykünüp kendisi de totaliterleşmeye kaymıştır şeklinde yorumlanır. İşte bu noktaya Popper eleştiri getirir ve kendi argümanlarını ortaya koyar: “Demokrasi ebedi olmayacaktır hikayesi, ancak, insan aklı ebedi olmayacaktır savı kadar doğru ve haklıdır” der.

Popper’ın Platon’un zihin dünyası hakkındaki görüşlerine geçmeden önce Platon’u ve Platon’u en fazla etkileyen filozof olan Herakleitos’u tanımamız gerekir. Tarihin fizik gibi bir zemin üzerine oturup oturmayacağı yani belli formüller üreterek akıl yürütülüp yürütülmeyeceği konusunda farklı düşünceler mevcuttur. Nitekim az önce belirttiğimiz gibi tarihsiciliğin zirve yaptığı Platon gibi düşünürler tarihi böyle bir zemine oturturlar ve kader anlayışını bu yönde geliştirirler. Homeros’a göre kader bir çok tanrı tarafından yazılır ve bunun için tarih belirsizdir, esrarlıdır, sonu yoktur. Hesiodos’a göre karamsar bir tarih anlayışı vardır ve insanın soysuzlaşması kaçınılmaz. Platon’da ise tarihsicilik zirveye ulaşmıştır. Bu konuda ise en çok Herakleitos’tan etkilenmiştir. Şimdi Herakleitos’un fikir dünyasını incelemeye çalışalım.

Herakleitos’a kadar asıl felsefi sorun dünyanın hangi malzemeden oluştuğuydu. Dünya bir cosmostu ve filozoflar bu inşa materyalini bulma çabasındaydılar. Ancak Herakleitos cosmos düşüncesini reddeder ve böyle bir yapı olmadığını iddia eder. Olsa olsa bir çöp yığını gibi görür cosmosu. Dünyayı bir yapı değil bir süreç olarak görür. Platon ve Aristoteles gibi düşünürler ise değişen ve bir süreç olan dünyanın sorunlarını çözmeye çalışırlar.

Herakleitos çoğu kötü olarak nitelendirir. Yönetici ve çoğunluk tarafından seçilmiş olanları “Ayak takımı hayvanlar gibi karnını doyurur” diye itham eder. Ve bunun devamında bir tek insanın iradesinin kanunlara uydurulabileceğini söyler. “Bize böylesi verilmiş” düşüncesi ile yetinmememiz gerektiğini ifade eder. İlginçtir ki değişmez ve sarsılmaz bir kader yasasına inançla tamamlanmış olarak değişimin üzerinde fazlaca ısrar eder. Kader ona göre değişen ve akışkan bir süreçtir. Değişmeyen şey ise bu değişimin kendisidir. Bunu ifade ederken de durulmuş bir dünyayı yitirmenin üzüntüsünü, değişimi değişmeyen bir yasanın yönettiği görüşüne sarılarak kendini motive eder. Her şeyin ateşten oluştuğunu savunur. Yani bu değişim sürecindeki tüm oluşumlara ateş kaynaklık eder. Kendi düşüncelerinde cosmosu yıkan Herakleitos karşımıza yeni bir cosmos olarak ateş fikrini bir yasa gibi karşımıza koyar koyar. Son olarak Herakleitos hakkında şunu söylemekte fayda görüyorum. Ona göre her değişim karşıt şeyi doğurur. Zıtlar birbiri ile özdeştir. Bu zıtlardan bin ahenk ortaya çıkar. İki uyum uyumsuzluktan ortaya çıkar ve her şey çatışmadan doğar. Yani bu düşünceye göre iyi ile kötü aynı şeydir.

Platon’un Herakleitos’tan hangi anlamda etkilendiğine geçmeden önce Platon  hakkında ve yaşadığı dönem hakkında bilgi vermek yerinde olacaktır. Platon, Peloponnesos Savaş’ı sırasında doğmuştu ve savaş sona erdiğinde aşağı yukarı 24 yaşındaydı. Savaş müthiş salgınlar getirdi; son yılında da kıtlık, Atina kentinin düşüşü, iç savaş ve Otuz Tiranlar yönetimi diye anılan bir terör yönetimi. Bu tiranlığı Platon’un, rejimi demokratlara karşı korumaya çalışırken can veren dayılarından ikisi yönetiyordu. Demokrasinin ve barışın yeniden kurulması Platon’u rahat ettirmedi. Sonradan diyalogların çoğuna baş konuşmacı yaptığı, hocası Sokrates yargılanmış ve ölüme mahkum edilmişti. Platon, kendi de tehlikede gibiydi; Sokrates’in öteki dostlarıyla birlikte Atina’yı terketti. İşte Platon’un tüm mücadelesi Atina’yı kurtarmaktı. Bunu Sokratik diyalogların neredeyse tamamından anlamak mümkün.

Platon, Peloponnesos Savaşı esnasında doğmuş ve 24 yaşına gelinceye kadar Yukarıda üzerinde durulanlardan da anlaşılabileceği üzere Atina’da kaotik bir durum söz konusudur. İçinde bulunduğu bu kaotik durum, Platon’un Akademia’sını kurduktan sonra tiranlar yetiştirmesine ve bazı ihtilallere ön ayak olmasına sebep olur. Platon da Herakleitos gibi değişime inanmaktaydı. Herakleitos’tan etkilenerek döngüsel yılı keşfeder. Tanrılar dünya dümenini keşfettiği zaman bozulma olur ve bu bozulma dibe vurunca tanrılar tekrar dümene geçer, bozulma tekrar başlamış olur. Bu bozulma (çürüme de denilir) insan aklı ve manevi iradesi ile durdurulabilir. Nitekim Devlet Adamı’nda bahsedilen Altınçağ devletin durdurulmuş halidir. Çürümeye yüz tutmadan durdurulmasıdır. Platon’un oluşturduğu idealar dünyası devletin bu dondurulmuş hali ile yakından ilgilidir. İdea diye bahsedilen şey bir görünüm ya da kopya değildir. Tamamen gerçek bir formdur. İdealar bozulmazlar. Duyumlanabilir şeyler ideaların adları ile adlandırılırlar. Aslında idea eski Antik Yunan tanrılarının idealleştirilmesi ile ortaya çıkan bir durumdur. Platonun oluşturduğu ideaların 3 görevi vardır: Metodoloji oluşturur ve bu oluşturduğu metodolojiyi  değişen şeylere uygular, siyaset biliminin de temellerini atmış olur; Değişim ve çürüme teorisi ile tarihe ipucu verir; Yetkin devlet kuramının temelini atar.

Platon’a göre 4 tane devlet şekli vardı; şan arayan asillerin yönetimi olan Timokrasi, zengin ailelerin yönetimi Oligarşi, özgürlüğün yönetimi Demokrasi, şehrin son hastalığı Tiranlık. Yaptığı tahliller güçlü gözlemlere dayanır. Devlet ve demokrasi üzerine akıl yürütmesi de bu sosyolojik gözlemlerine dayanmaktadır. Platona göre toplum hastadır ve toplumun hekimi onu iyi edecek olan devlet adamıdır. Peki bu devlet adamı kimdir? Platon’a göre bu bir Filozof Kral olmalıdır. Peki bu devlet şekilleri arasında geçiş nasıldır ve Platon burada neyi arzuluyor ve ne yapmaya çalışıyor. Yetkin sınıfın soysuzlaşarak düştüğü ilk biçim timokrasidir. Bu yönetim biçimi Sparta ve Girit yönetimi ile özdeşleştirir. Yetkin sınıftan kasıt Platon’un kendi oluşturduğu devlet şeklidir. Platon’a göre saydığımız bu yönetmim biçimlerinin en üstünde bu vardır. Ulaşılmaya çalışılan budur. Yetkin sınıf ile timokrasi arasındaki fark belirsizlik ve istikrarsızlıktır. Daha sonraki aşamada ise patriyarkal sınıf da bu belirsizlik sayesinde soysuzlaşır ve oligarşiye evrilir. Bu belirsizlik tutku ile ortaya çıkar. Oligarşi gelince iç savaş çıkar. Oligarklar ile yoksul sınıf arasında bir çatışma olur. Dışarıdan bir yardım gelir. Başka bir oligarşiden ya da demokrasiden olabilir bu yardım. Bunun sonucunda yoksul sınıf zafer kazanmış olur. Böylece demokrasi gelmiş olur.  En son aşamada ise demokrasiden tiranlığa geçiş söz konusudur. Demokrasi üzerine yaptığı betimleme ve belagat gücü kendi milletine karşı yaptığı en büyük siyasal propagandanın bir parçasıdır. Hatırlanacağı üzere dayılarının yönettiği tiranlığa karşı demokrasi zafer kazanmıştı ve Platon’u bu hoşnut etmemişti.

Platon’un mücadelesi faşizan bir anlayışa dayanır. Demokrasi ile ilgili bazı kavramlardan anladığı manaları sıralayalım: Özgürlük (yasasızlık), serbesti (başıboşluk), yasa önünde eşitlik (düzensizlik), demokrat (küstah, utanmaz, müthiş hayvan), saygı (budalalık), ölçülü olma (korkaklık). İşte bu aşamadan sonra tiranlığa geçiş daha kolaydır. Kendine özel bir ordu kurmayı başarabilen halk kahramanı olur ve halk onun kölesi olur. Aslında halkın özgürlük talepleri ile önce oligarşiye geri evrilir ve ardından tiranlık gelir. Platon bu dönüşümün böyle gitmemesi gerektiğini ve durdurulabileceğini savunur. Nasıl ki idealar duyumlanabilir olan şeylerin özüdür yani durdurulmuş halidir. İşte bu nasıl mümkünse bu döngüyü de durdurmak mümkündür der. Bir yerde der ki, “Bana öyle genç tiranlar verin ki devleti onlar yönetsin”. Demokrasiyi öyle bir betimler ki şaşılacak derecededir, “…özgürlüğe susamış devletin başındakiler içki sunmasını bilmeyen sakilere döndüler mi, demokrasi alabildiğine hürriyet için serhoş olur. Halkı yönetenler her yola girmesini beceremez, her istenen özgürlüğü veremez olunca halk onları suçlandırır, hain diye, oligark diye cezalandırır”. Şöyle devam eder, “halk yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş, özgürlüğe kavuşmak isterken eli sopalı kölelerin kulluğuna düşmüş oldu. Aşırı ve düzensiz özgürlük ona köleliğin en ağırını, en acısını, efendilerin en belalısını getirecekmiş meğer!”. İşte Platona göre en iyi yönetim biçimini hakim kılmak için için yetkin sınıf yönetmeli ve filozof kral gelmelidir. Bir yandan bu yetkin sınıfa en yakın timokrasidir der bir yandan da tiranlığa ve başına geçirmeyi planladığı filozof krala olan arzusunu gizlemez.

Son olarak Platon’un devlet tasavvurundan bahsedip bu konuyu noktalayalım. Platon devleti toplumun tek başına yetmemesinden kaynaklı olarak zorunlu görür. Belli başlı gereksinimleri vardır: Yiyecek, giyecek ve barınacak yer gibi. Bundan dolayı da devlet zorunludur. İki değer ölçütüne göre devlet şekillenmelidir. Ölçü ve doğruluk.Şehre zengin ve fakir insanlar sokulmamalıdır. Toplumu 3’e ayırır; yönetenler, savaşanlar ve para kazananlar. Platon’a göre yeni devlette biraz aristokrasi biraz oligarşi biraz da kendine özgü yanı vardır. Bu devlette eğitim önemli yer kaplar. İlk sırada müzik ikinci sırada jimnastik gelir. Geometri de bunların yanında önemli bir yere sahiptir. 10 yıl çalışan politikacıyı kıra göndermek gerekir. Çocuklarına ve kendine vakit ayırabilsin.  Elli yaşına kadar devlete hizmet eden kişilerin ise felsefe ile uğraşmaları gerekir.

KAYNAKÇA

Başgil, A. F., Esas Teşkilât Hukuku, (İstanbul: Baha Matbaası, 1960).

Etimoloji Türkçe, http://www.etimolojiturkce.com/kelime/devlet, (04.01.2007).

DYM Felsefe, http://www.dmy.info/devlet-nedir/, (05.01.2017).

Gözler, K., Devletin Genel Teorisi, (Bursa: Ekin Kitabevi, 2007).

Oppenheimer, F., Devlet, çev. Yavuz Sabuncu, (Ankara: Phoenix Yayınları, 2005).

Platon, Devlet, XXXI. Baskı (İstanbul: İş bankası yayınları, 2016).

Popper, K., Açık Toplum ve Düşmanları, çev. Mete Tunçay, 4. Baskı (Ankara: Liberte Yayınları, 2014).

Sosyal Bilgiler, http://www.sosyalbilgiler.gen.tr/egemenlik-kaynagina-gore-yonetim-sekilleri/, (05.01.2017).

Türk Anayasa Hukuku Sitesi, http://www.anayasa.gen.tr/uniter-bilesik.htm (05.01.2017).

PDF— toplumsal-mesruiyet-zemininde-devlet-ve-demokrasi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s