Karanlıkların Gölgesinde Harap Olan Şehirler-1

     İnsan aldanan ve aldatan bir varlıktır. Aldanmak insanın özündeki sevgiden daha tutkun bir şekilde zuhur eder. Bazen sevmeyi unutur aldatmayı tercih eder. Aldatmayı göze alamazsa aldanmayı seçer. Çünkü bu insanın özünde vardır. İnsan gün gelir şehirlere kucak açar gün gelir avuçlarında parçalar. Aldanan insan şehirlerin düşmanı kesilir. Para, mülk, rant, sermaye, faiz şehirlere sıkılmış en esrarengiz kurşunlardır. Etkisi Hiroşima’dan, kimyasal silahlardan daha büyüktür. İnsanın bulanık zihin dünyasından yine insanın tek yaşam alanı olan şehirlere sıkılan bu kurşunlar akılalmaz bir etkiye sahiptir. Şehirler inşa ederlerken bir yandan da şehirleri yerle bir ederler. Bu kapitalist düzenin kurşunları öyle güçlüdür ki gezegenleri bile paramparça ederler. Galaksileri toz bulutuna dönüştürecek kadar etkilidirler. Şehirler insanın en duru haliyle inşa edilmiş yapılardır. Ruhundan üflemiştir insan onları yeryüzüne. Yeryüzünün en harikulade sanat eserlerini barındırır. Aslında kendileri de birer devasa sanat eseridir. Ölülerini saklar onların. Yaşamın arkasında saklananları da ne kadar farketmeseler de  ölüme hazırlar. Yaşam savaşında devasa kürsüler kurar insana. “Ben” diyen insanı çıkarır oraya, sesini yükseltebildiği kadar haykırır oradan. İnsan zanneder ki tanrı onu oraya çıkardı ya da kendisi tanrının bir parçası. Ama aldanan insan bilmez ki şehirlerin katili aldatıcı insanların bir oyunudur bu. İnsanın özündeki sevgiye kastetmişlerdir bir kere. Sevgi öldü mü şehirler de karanlıklarda boğulur. Şehirlerin müdavimleri de şehirlerin kasvetinde zehirlenir.

     İnsan ve şehir, kadimin derinliklerinde hayata gözlerini açmış ikiz kardeştir. Aynı kaynaktan beslenir. Aynı kaynaktan kirlenir. Ne ıslandığı yağmur farklıdır ne de beslendiği toprak. Ortaçağın karanlıklarına kadar insan ve şehir dosttu. Ne zaman insan şehre sahip olmak istedi o zaman şehirlerin katili olmaya and içti. İnsanı öldürmek, insanlığın en büyük günahı değildir. İnsanlığın en büyük günahı şehirleri öldürmektir. Çünkü şehirler ölürse insan da ölür. Şehirler ölürse insanlık ta ölür tarih te ölür sosyoloji de ölür kadim de ölür. İnsanın en büyük sevabı da insanı yaşatmak değil şehirleri yaşatmaktır. Şehirler yaşasın ki insan da yaşasın edebiyat ta yaşasın  kütüphaneler de yaşasın eğitim kurumları da yaşasın sanat ta yaşasın. Bir insan bir şehirdir bazen. Ancak bir şehir her zaman binlerce insan demektir. Şehrin şebeke suyuna zehir atmak demek şehrin insanlarını zehirlemek demektir. İnsanı ve sanatını öldürmek istiyorsan şehirleri yerle bir edeceksin. Halep’i, Atina’yı, İstanbul’u, Londra’yı, Şam’ı, Kahire’yi, İskenderiye’yi yerle bir edeceksin ki tarih te estetik te yeryüzünden silinip gitsin. Bir insanı öldürürsen kendi aleminde yıldızların küsufa tuttuğu gibi kaybolur gider. İnsan olan insan yeryüzüne veda eder. Ancak kendi alemi içerisinde yüksek sese tanıklık eder. Ne başka bir insan duyar ne de başka bir insan bilir bunu. Ancak insan şehirler inşa ederse şehrin tüm insanları bilir. Şehrin tüm insanları kucak açar. Şehrin tüm insanları ana tanıklık eder.

     Hülagü Han 1258’de şehirlere gözünü dikti. Kütüphaneleri en büyük düşmanı belledi. İnsanı dostu gibi tanıttı ancak insana en büyük itibar suikastini yaptı. Haşhaşilerin Alamut Kalesini bile bir çırpıda yerle bir eden bu yeryüzü ejderi Bağdatı yağmaladı, kütüphanelerini ateşe verdi. 1265’te öldüğü düşünülen Hülagü Han, 20.yy’da yeniden dirildi. Hem de intikamını almak için bin farklı bedende, onlarca devlet suretinde… Bu sefer hedefinde bir değil tüm şehirler vardı. Yani tüm insanlık. Kütüphaneler, tiyatrolar, camiler, kiliseler, tarihi evler, üniversiteler vardı. Bazen en ilkel haliyle bombaladı bazen de modern çağın silahları ile şehri kendi sultası altına aldı. Kütüphaneler inşa etti, içine sayfalarına mürekkep değmemiş kitaplar koydu. Üniversiteler inşa etti içine ders vermek için tilmizlerini yerleştirdi. Camiler inşa etti; heybetli, minareleri göğe değen. Ancak insanları camiye doldurup elinden Kur’anı aldı. Kiliseleri skolastik bataklığına attı. İstanbul’a da kastetti Hülagü. Şehrin silüetine rant karıştırdı. On büyük kıyamet alametinden biri ahirzamanda yükselen binalardır. İşte Hülagü Han’ın ruhu yeryüzünün kıyametini sundu bize. Yeryüzünü gökyüzü ile bir kıldı. Başı toprağa eğik olan insan göğe kaldırdı başını. Secdeden kalktı kıyama durdu. Tevhidden şirke yöneldi. Toprak insanın özüdür. Topraktan koptu yağmur yüklü bulutlara yöneldi. Derdi onlara erişmek değildi. Derdi onlara kafa tutmaktı. İşte insan yine yanıldı. Şehirlerin katili, tanrının düşmanı oldu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s